|
YOLCU GÖNLÜM
Varlığın mânâ buudunu okuduğum mecmuanın satırbaşlarında kayboluyorum...
Bu hayatın yaşama külfetine değip,değmeyeceği bile muallakta iken,fikir sancılarımın kurbanı oluyorum bir kez daha...
Yorgun uyandığım bu rüyada bile kapatamıyorum gözlerimi...Zira,gözlerimde acılar dolusu isyan...Artık dalamıyorum hülyalara...Çünkü toz pembe değil,tozlu bir pembe ahir zaman...Marifet ve aşk semayesinden mahrum düştüğüm şu günlerde,hazan yemiş yapraklar gibi savruluyorum...
Bu coğrafyanın talihli, lakin biraz mağrur,bahtiyar fakat zulme uğramış yolcusudur gönlüm.Hancı sarhoş ama yolcu değil bu sefer...Aksine yolcu susuz bile...
''Ey hancı, aşkın narına yandıkça yandım
Ne olur bir su ver bana
Parmağımı aşkın balına bandıkça bandım
Ne olur bir su ver bana...''
Hüznüm gülücüğe çevrilir bir anda...Hasretim vuslata intikal edince dilim bazen aşk,bazende melâl mırıldanır.Aşk-u melâl,hancı için kuru bir ızdıraptan öte gitmesede,şu diyarın garip yolcusu olan gönlüm için içli ve gamlı bir ney sesinin susuzluk sevdasına yakarışıdır...O yakarıştır ki ezelden ebede kadar yüce divanın kapısında dile gelmiştir.
Şeytanın tefine parsalar saçan,ve fitne ateşlerine körükle giden kendini bilmezliğim,bu yakarış sayesinde hem kendini biliyor, hemde bir gün gelecek olan mesih soluklu, herakliti yiğidin,ayak seslerini dinliyor...
Ve son...
Yine dua, yine gözyaşı,yine mutluluk,yine ümit ve yine uzun metrajlı bir sevda filminin kısa bir raklam arası...
Bu bencelerim hiç bitmeyecek...Aksine hayat filmimin geleceği onunla şereflenecek...
|