North College Thessaloniki

ukbe.net

gayriresmi ukbe erkan sitesi

Kullanıcı girişi

Lâl

Kimler yeni

  • ionay
  • galip45
  • deniz
  • muratbrezilya
  • harbikiz

Son yorumlar

Google Reklamları




Arşive gözat

« Aralık 2008  
Paz Pzt Salı Çar Per Cum Cts
  1 2 3 4 5 6
7 8 9 10 11 12 13
14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27
28 29 30 31      

Kitap

Futbolda Bugün

Gezgin



















You are here

Tan Yeri Ağarırken

hüzünlü bir sise bürünmüş gecede, yükseklerde bağdaş kurmuş oturuyorum,cehennem taşıyan sokaklara inat...sokakların cehennem ateşi,ölü bebeğini aramaya çıkan deli rüzgarın yardımı ile dehşet saçıyor,karanlığında uyuyamadığım şehre...ben ise, yükseklerde bağdaş kurmuş otururken önce cehennem taşıyan sokakları atlastan bir bohçaya sarıyorum sonra da münzevi taşların vecde gelmesini bekliyorum... bozkır akşamlarını unutalı sadece hüzün baz ağlamaları duyuyorum, ütopik denizlerin mavi hareli dalgalarında... ve her ellerimi açışımda, hissettiğim tek şey gözyaşlarım oluyor avuçlarımda... bir avuç dua gözyaşlarımla yıkanıyor; gecenin karanlık sanılan aydınlığında... dua ve çile ağaçlarından oluşan gece yarısı ormanında ben de gece bülbülünü arıyorum hayal kurduğum cefa dalında... geceleri gökyüzüne ektiğim dua sarmaşıklarını yerini, çiğ damlaları ile ıslanan gül yaprakları alıyor şafak vaktinin kızıllığında. alıyor almasına ya bunları yakalamak nasib olmuyor bana...kızıllığı yakalıyorum ama şafak vaktini değil... benim yakaladığım,gördüğüm,yaşadığım kızıllık güneşin, güneşimin ve güneşlerin gurub ettiği vaktin kızıllığıdır hep... ve bilmiyorum şafak vaktinin ılık seher yelleriyle serinleyen gül yaprakları bana da güzel kokar mı acaba? sonra güllere nâme yazıyorum tutkumdan...yanık sinem, güftesiz bestelerle hafakanları mırıldanıyor sanki...gecenin ümit tomurcukları şimdinin henüz açılmamış goncaları oluyor... o goncalar ki; açıldığında tüm kâinatı misk-i amber kokutacak,bunu tüm dünya biliyor... güllerin ömürleri kısa olurmuş...varsın olsun! “güllerin şahı” çok mu yaşamış sanki bu alemde? hoyrat rüzgarların koparamadığı yapraklar kapatınca dikenleri,örtünce günahları,saklayınca suçları bana cefa,bana eziyet olan güller sefaya,güzelliğe dönüşüyor...ve sonrası...sonrasında insanlığın mâküs kaderi değişiyor... insanlık değişiyor...tüm dünya değişiyor...ve tan yeri ağarıyor bir kez daha... gülü dikensiz herkes sever...önemli olan gülü dikeni ile birlikte sevebilmektir...güzel olan,hoş olan dikenin verdiği ızdırabı çekebilmektir,yapraklarının kokusu uğrunda...ve gül hatırlamaktır sevgiliyi bir sevda yolunda... ve güzeli...en güzeli...güzeller güzeli... o sevgili...o en sevgili... o güllerin şahı... çünkü o tek dikensiz gül... o gül ki; on dört asırdır kokuyor... ve o gül ki; onun hürmetine tan yeri ağarıyor...