|
BUZMAVİSİ
Günbatımında aynalar kızıl gösterir herşeyi.Ama seni değil buzmavisi...Sen her zaman mavisin. Baharın çiçeklerinin olduğunu duyup da, takvimi ayarttığım günden beri hep mavisin...
Düş kırıklığının bir sesi vardır! “mutu,mutu,kable ente mutu”* tavsiyesini duyup da ahiretin tarlasında ölmek ve nefsini öldürmek arzusuyla yaşayanlar, ölemeyince kendileri ve öldüremeyince nefislerini, o sesi duyarlar içlerinde.Ancak bir çaresi var elbet buzmavisi.
Bir sonsuzluk okyanusunun içindeyiz buzmavisi.Dünyadan gitsek bile bir Kadim-i Baki’nin ellerine düşüyoruz.İnsanların problemi,endişesi ölüm değil aslında.Nereden gelip nereye gittiğini bilememek. “inna lillahi ve inna ileyhi raciun”** sırrına mazhar olamamak. O sırrı alıp ruhun en gizemli yollarında gezdirememek.Tek sıkıntı bu buzmavisi!Ölümü karanlık görmek bu sebebten.Halbuki buzmavisi; ölüm ne güzel, geldiğin yere geri dönmek ne hoş, asıl vatanına temelli dönüş yapmak ne tatlı!
Yapılması gerekenleri yapmadan birşeyler bekliyoruz, birşeyler istiyoruz buzmavisi! Ne kadar da ters yaşıyoruz.Ah biz yok muyuz buzmavisi! Sıradan bir mecnun olarak, yanılgıların hiç olmadığı kusursuz bir dünyaya açılan bu 'ümmetî' yelkenlide, fısıldayarak feryâd ediyorsam, yandığımdandır... Buzmavisi! Asr suresi geliyor aklıma...Kimilerinin namazlarda hicrânla iki büklüm olan muhabbet fedâilerinin soluk aldığı müstesnâ sûre... Hüsrâna uğramaktan duyulan korku, ve 'keskin vaatlerin' leziz dünyası...Kimilerinin de okurken hüsrana düşme korkusu değilde, hüsrana düşmüşlüğün hüzünlü uğultusunu duyduğu sure...Dünya işlerine dalınca biz, fasid bir daire içine giriyoruz.Sadece dar ve sevimsiz daireler çizerken yol katettiğimizi düşünüyoruz.Bize bir asr suresi bile yeterken buzmavisi, bu hüsrana neden düşüyoruz?
Bu hüsrandan kurtulup ümit yağmurlarına tutulmanın tek bir yolu var buzmavisi.Yeni bir sayfa açmak.Bir gece sığınmak ağlayan gözlere,sığınmak gecenin gözlerine...Ve sarılmak Habl-u Metin’e...Gel söz verelim buzmavisi! Senin renginle yeni bir sayfa açalım tekrardan...
Dillerde bir şarkı var,uzakların şarkısı...Bilemediğimiz,göremediğimiz diyarların şarkısı dillerdeki...Maviliğine adadığımız hayalleriyle gökyüzünün de şarkısı bir yerde! Gök kumsalındaki son mavi kumun bile hafiften mırıldandığı bir şarkı dilimize doladığımız...Bu şarkıya tüm insanlık muhtaç buzmavisi! Onlara da duyuralım bu şarkıyı...Hem de tastamam...
Zerafet taşıyan sokaklar arıyoruz gönül yollarında. Şu ölsek bile yaşamak zorunda olduğumuz hayat var ya buzmavisi, işte o aşktır. Aşka değer biçmeyelim buzmavisi. Hasbiliğin yerini hesabilik alıyor o vakit.Herşeyin sahibi, herşeyi en iyi bilendir nasılolsa. Gönülleri en iyi bilen de O.Muhabbet deryalarından ufak ufak kırıntıları bize nasib eden aşkın gerçek sahibi, elbet gönül şehrinin yollarında zerafet taşıyan sokakları buldurtacaktır bize... Buldurtacak ve adına sevdamızın adını koydurtacaktır elbet!
Şimdi gel buzmavisi! Zamandan sıyrılıp mekana sarılalım seninle.Tefekkürlerin fonunda yalnızlık, tonunda hüzün olsa da sonunda aşk var buzmavisi.Güzel günler var. Şimdiki yalnızlığımız ümidin gölgesinde beklediğimizdendir...
Evet, günbatımında aynalar kızıl gösterir herşeyi ama seni değil buzmavisi!
Buz mavisi! Böyle olmalı aşkın tarifi. Ki tarif edilememeli...
* ölün,ölüm size gelmeden siz ölün (hadis-i şerif)
** allahtan geldik ve dönüş yine ancak O’na dır.(ayet-i kerime)
|